TIRMIK iZi
Pazar, Şubat 05, 2006
Ataque! /Saldırı!...
Sonunda benim blog sayfama da ''flaş flaş flaş'' başlığı altında bir olay giriyor değerli okuyucularım, okuyun da nasıl bir memlekette yaşadığımızı bir kez daha düşünün!...

Fotoğrafta gördüğünüz Çengelköy çarşısı girişinde bir pet shopun vitrini, ismi ''Boğaziçi Pet Shop''. Yazın Allah'ın sıcağında, kışın soğuğunda bu dükkânın görüntüsü değişmez. İçeride kafesler içine tıkılmış, gözleri akan, hapşıran, tüyleri yumaklaşmış zavallı İran kedileri, tavşanlar, pislik içinde hapsedilmiş köpek yavruları vardır. Kimi zaman bu kafesler dükkâna müşteri çekmek için kapı önüne çıkarılır, kafeslerdeki canlılar size yalvaran gözlerle bakar, kediler patilerini kafesten çıkarıp acı acı miyavlar, içiniz burkulur! Kuş, balık, mama ve aksesuar da satar bu dükkân ama veteriner kliniği değildir. İlgili yasa gereği veteriner hekim bulundurması gerekirken burada kimse veteriner hekimin ''v''sine rastlamamıştır bugüne kadar! Kağıt üzerinde, yasal gerekliliği sözümona yerine getirmiş olmak için sorumlu veteriner hekim göstermekte midir, bilemiyorum o kısmını...
Oradan her geçişimde başımı öte yana çevirerek geçerdim, bugün akşama doğru her zaman boynumda, çantamın yanında asılı duran fotoğraf makinemi çıkararak iki-üç kare fotoğraf alayım dedim vitrinden. Dışarıda durup kafesteki hayvanların bir kare fotoğrafını çekmiştim ki; içeriden bir adam çıktı, ''gelip içeriden çeksenize'' dedi bana, ben de ''hayır, teşekkürler, bu bana yeterli'' dedim. Bulaşmaya hiç niyetim de yoktu doğrusu. Ama adam ''kimsiniz siz ya'' diye sorunca gizlenmek gibi bir derdim olmadığından ''basın mensubuyum, TRT'den'' diye cevap verdim. Zaten montumun yakasında TRT rozetim de var, niye saklanayım, niçin saklayayım? Zannederim adamın TRT ile arası pek hoş değildi, haber bültenlerini ya da dizileri beğenmiyordu, benim bu cevabım üzerine bir canavara dönüşerek makineme saldırıp elimden ve tabii boynumdan da çekti, kolumdan şiddetle tutup beni dükkânın içine sürükledi, camlı giriş kapısını kapattı! ''Hooop, n'oluyor ya, bi dakka'' falan dememe kalmadan herif beni dükkânın içine çekiverdi, çıkamayacak şekilde de önümü ve kapıyı kapattı. Dijital makinemi görüntü ekranından kavramış durumdaydı, boynum da makine ile çekilmekteydi bu arada! Makine boynumdan çıktı, bu arada geçirmiş olduğum ameliyattan ötürü burnumun halen bandajlı olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Burnumun kanamaya başladığını farkettim ama derdim bu değildi, makinemi almalıydım. Adam bu arada basın ve TRT kimliğime sayıp dökmekte ve beni iki kolumdan tutup sarsmaktaydı! Makinemi kurtarmak için uğraşırken yumruğunu kaldırdığını gördüm ve refleks olarak burnumu kolumla korumaya aldım. Sanırım burnumdaki bandajdan ötürü suratımı dağıtmaktan son anda vazgeçti ve onun kısa düşünme süreci içinde ben elinden makinemi kapıp dükkândan dışarı fırladım! Herif kapıya çıktı, küfür ve tehditlerine devam ediyordu tabii! Bu arada; olay olurken dükkânın içinde bulunan ama benim görmediğim bir adam daha çıktı, gözünün önünde olan bu olaya müdahale etme gereği duymamış meğer bu kahraman kişi! Sarsıntı ve darp girişiminden dolayı kanamaya başlayan burnumu kolumla silerken oradan uzaklaştım, hemen tam karşıdaki ''Akademi Veteriner Kliniği''ne attım kendimi. Veteriner hekimimiz Alparslan Osmanoğlu oradaydı, olayı anlattım kendisine. ''O dükkân vukuatlı zaten'' dedi, ''orayı kaç kere kapatmak istediler ama adamın arkası mı güçlüdür, nedir, birşey yapamadılar. Orada veteriner hekim falan yok'' diye ekledi. Muhtemelen bu kişi ruhsatsız canlı hayvan ticareti yapan, yurtdışından kaçak yollarla Türkiye'ye sokulan, kimlik ve sağlık kayıtları mevcut olmayan hasta hayvanları üç otuz paraya satın alıp dükkânında pazarlayan bir asalaktı. Çarkına çomak sokulmasından ürktüğü için ''basın'' lâfını duyunca kudurarak bana saldırmıştı! Ancak; bunu yaparken başını pisliğin içine iyice soktuğunun farkında değildi tabii!...

Hemen suç duyurusunda bulunmak üzere ''Beylerbeyi Polis Merkezi''ne yollandım, Çengelköy'deki karakol iki-üç ay evvel yıkılmıştı çünkü, bizim bölgeye Beylerbeyi bakıyordu. Yolda bizim ''tüm canların avukatı'' sevgili Ahmet Kemal Şenpolat'ımızı aradım, ''hemen ifade verin, darp girişimi olduğunu muhakkak söyleyin, ben de oraya geleceğim az sonra'' dedi. Nitekim; ben ifademi tamamlamadan yetişti sağolsun, tutanağı gözden geçirdi ve tamamlayarak imzaladık. Bu arada ben benimle birlikte hırpalanan makinemi kontrol ettim, merkezdeki polis arkadaşların ve sevgili Şenpolat'ın fotoğraflarını da çektim elbette:) Dükkânın sahibi olan adını bilmediğim bu şahıstan ''hakaret, tehdit ve darp teşebbüsü'' başlığı altında şikayetçi oldum. Konuyla ilgilenen ve tutanak tutan polis arkadaşlar rapor almak üzere ''Haydarpaşa''ya, hastaneye sevk etmek istediler ama bunu ben istemedim. Çünkü; bu herif kaldırdığı yumruğu suratıma indirmiş olsaydı zaten yeni ameliyat edilmiş olan burnum dağılacak, ortalık kan revan içinde kalacak ve olay o zaman daha farklı bir lezzete bürünecekti ama yapmadı. Şimdi hastaneye gitsek yapılacak olan burnumun halihazırdaki vaziyetini kayda geçirmekten öte bir sonuç vermeyecekti, üstelik devlet kurumunu gereksiz yere meşgûl etmiş olacaktık. Olayı dakika dakika anlatıp kayıtlara geçirttim, iki sene evvel Taksim'in göbeğinde uğramış olduğum maganda tacizinde de yapmış olduğum gibi susup sineye çekmedim, çekmem ve de asla çekmeyeceğim bundan sonra da!...

Tıpkı o olayda olduğu gibi; burada da ''haksız'' olan, mes'elesi her neyse bunu kaba kuvvete ve terbiyesizliğe sığınarak çözeceğini sanan birine gereken ders verilmeliydi, verilecek!... Ağzımdan hakaret ya da küfre girebilecek en ufak bir söz çıkmadı, dükkâna izinsiz girmeye çalışmış değilim, bu pet shopta herhangi bir usûlsüzlük ya da kanunsuzluk varsa hesap sormak zaten benim değil, ilgili makamların işidir ve böyle bir durum sözkonusu değilse sadece dışarıdan fotoğraf çeken bir basın mensubundan niye rahatsız olunsun, şu halde; burada da gene ''yarası olan gocunmuş'', ''ayıbı olan bunu gizlemek için saldırmış'' ve kafayı beter bir duvara toslamıştır, bana değil ona geçmiş olsun! Soluğu polis merkezinde aldığında ''ulan ben ne yaptım'' diyecek, kendini zavallıca savunacak, makinemi elimden alıp beni tartaklayan bu kahraman adam orada ''süt dökmüş kedi''ye dönecektir ihtimâl! Beter olsun inşallah!...
Polis merkezinden çıktıktan sonra, sevgili Ahmet Kemal Şenpolat'ımız ile Beylerbeyi'nde bir cafede oturup durum değerlendirmesi yaptık. Meğer O da berbat bir saldırı ile uğraşmaktaymış iki gündür, Gayrettepe'de bir bankadan para çekip arabasına binmek üzereyken ''silahlı'' bir saldırgan karnına silahını dayayıp gaspetmiş, emekli hakim olan babasının hesabından çekilen paranın çok önemli bir bölümünü çalarak kaçmış! Avukatımızın yaşlı babası ve köpekleri Pasha da arabadaymış o sırada, yaşlı adamcağız oğlunun öldürüleceği korkusuyla şoka girmiş! Kovalamaca sırasında cep telefonunu düşüren saldırgan silahla tehdit etmeye devam ederek kaçmış ne yazık ki ve sevgili avukatımız belki de çok pisi pisine denebilecek bir ölümden böylece kurtulmuş! Şimdi bu insanlar yıllarca emek verilerek kazanılmış paraya mı, durup dururken bir akşam üstü burunlarına dayanan silaha mı, İstanbul'un orta yerinde olabilen bu macera filmlik soygunun psikolojik şokuna mı, neye yansınlar ha, siz söyleyin? ''Biz aynı vapura bineli çok olmuş sevgili dostum, hem biz o vapurdan hiç inmiyoruz ki zaten'' diye takıldığım değerli mücadele arkadaşım Av.Ahmet Kemal Şenpolat'la ardışık olarak yaşadığımız bu saldırı olayları bizi güldürsün mü, yoksa oturup hüngür hüngür ağlasak mı karar veremedik. Kahvelerimizi içerken ortak bir tutumda karar kıldık; ağlaması gereken bizler değildik, ''başkalarının günahına ağlamaktan'' yorgun iki kişiydik zaten. Yıllarımızı, zamanımızı, emeğimizi ve maddî varlığımızı ''hak mücadelesi''ne adamıştık, herşey daha ''hakça'' bir dünya içindi, gülmeye hattâ kahkalarla gülmeye karar verip bunu yaptık! Başkalarının duyması gereken derin utanç bizim sinirli kahkahalarımızdan akarak yağmur suyuna karıştı ama eminiz ki yok olmadı, olmayacak! Zaman içinde şekil ve boyut değiştirerek kendi küllerinden doğacak ve o utancın, o ayıbın asıl sahibi olanların suratında patlayan bir tokada dönüşecek. Hitler, Che, Aziz Nesin, Atatürk, Castro, bir sürü film, kitap, olay, durum sohbetimize uğradı, kafamız dağıldı, iyi de oldu. İşte; ''hukuk devleti'' olarak nitelenen bir ülkenin senelerce üniversitede dirsek çürütmüş, kazancını kimsenin hakkını-hukukunu çiğnemeden, kimsenin ekmeğine ve hakkına el uzatmaya tevessül etmeden sağlamış iki vatandaşı olarak bir TRT spikerinin ve bir avukatın durumu size! Neresini beğenirseniz orasını alın bu sapına kadar ''gerçek'' hikâyenin ve birgün benzer olayların sizin de başınıza gelebileceğini düşünerek biraz empati yapın bakalım, ne hissedeceksiniz? Anlayamadım, ne, ''hukuk'' mu? Pardon, gazoz mu dediniz?!!!
(Beylerbeyi Polis Merkezi'nde görevli polis arkadaşlara, kendi başının derdini unutup derhal bana koşan sevgili Ahmet Kemal Şenpolat'a ve elbette ayıbını örtmek için bana kuduz gibi saldırarak bu yazıyı yazmama ve devamındaki gayet eğlenceli olacağını şimdiden görebildiğim serüvene sebep olan ''Çengelköy Boğaziçi Pet Shop''un gözü dönmüş sahibine teşekkür ederim. Ben iyiyim bu arada, öyle iki damla kanla ü-hüü yapacak olan hanım evlâtlarından olsaydım yani ''demirden korksaydım'' herhalde bu trene binmezdim! Feda olsun o kan ''hak'' ve insanlık mücadelesine! Fotoğraf makinemi, yeni ameliyatlı burnumu ve elbette ruhumun ''insan'' yanını kurtardım bu şerefsiz saldırıdan! Sizler de üzerinize vazife olmayan işlere burnunuzu sokmaktan çekinmeyin, çekinmeyin ki yurda kaçak sokulmuş, hastalık taşıyan, kafeslerde ''biri gelip bizi alır, belki kurtuluruz'' ümidi içinde iki büklüm azap çektirilen gariban hayvanların yaşam hakkını ve ekmeğini kimsenin hakkını çalmadan kazanmış dürüst insanların emeğini, parasını, huzurunu gasp ederek aramızda elini kolunu sallayarak ''insanım'' diye dolaşan mikroplara hesap sorulabilsin! Öte aleme bırakmayalım bu haksızlıkların hesabını, orada sorulacağı kesin zaten ama biz o kadar beklemeyelim lûtfen, ''insanca yaşayabileceğimiz bir dünya''yı bizler ''hak''larımıza sahip çıkarak kuralım, unutmayın, unutturmayın, hesap sorun! Yağmurlu bir akşam vakti, ufak tefek almak üzere çarşıya giden herhangi biriydim, sadece bir kare fotoğraf çektim, başıma gelen budur! Şimdi artık o ''herhangi biri'' değil yaşadıklarını cümle aleme duyurmakla vazifeli bir ''sarı basın kartı sahibi gazeteci''yim, haydi kırın bakalım sıkıyorsa herşeye soktuğum ameliyatlı burnumu ve şimdi; görelim bakalım; el mi yaman, bey mi?..)





10 Comments:
Handan yaşadığın olaya çok üzüldüm.geçmiş olsun.Biliyorsun kayınvalidemler sana yakın oturuyorlar.Onlardan dönerken bir kere uğramış ve uğradığımıza bin pişman olduğumuz bir yer bu pet shop.Zavallı kedicikler bir kafeste acı acı miyavlıyorlardı.Bizde durup onlarla ilgilenmeye kalkışmıştık,bir tersleme bir azarla karşılaştık saşırdık kaldık.Sonrasında ne uğradık,nede geçtik önünden.Umarım kapatılır orası.Tekrar geçmiş olsun.Sevgilerimle
Bu adamın suyu fena kaynadı İpek'çiğim; diyorum ki keşke o yumruğu çekinmeyip suratımın ortasına indirseydi de belâsını daha çabuk buluverseydi! Ama önemli değil, bu ''insan gömleği içinde'' gezinen acaip mahlûk sırtlarından para kazanıp şeker ya da pirinç çuvalından, yani ''mal''dan farklı görmediği o zavallıların hakkını elbet ödeyecek! Tabii sizin kırgınlığınızın, üzüntünüzün bedelini de öyle! Teşekkür eder, hepinizi kucaklarım...
Sevgili Handan Demiralp,
Geçmiş olsun, çok üzüldüm.Daha iyileşemeden, Allah Korumuş.Ne yazık ki etrafımız bu tiplerle dolu, azalmıyorlar, boyuna çoğalıyorlar, çünkü onlar prim yapıyor,hukuka ve ahlaka saygısı olanlardan daha kazançlı çıkıyorlar.Bu işin takibini yapalım hep beraber.Av.Ahmet Kemal Şenpolat'ın yardımı ve hassayiyeti beni çok duygulandırdı.
Hala doğaya ve hukuka saygısı olan insanların var olduğunu görmek güzel.Sevgilerimle,
Füruzan Yılmaz
www.tabby2000.blogspot.com
Not:Üff yaaa pazartesi sendromum ikiye katlandı,o zavallı hayvanlar,o yaratığın bu cesareti ve agresifliği...:((
Sevgili Füruzan; teşekkür ederim. Söylediklerinize katılmakla birlikte; yaşadığım bu ve buna benzer her olayda genel duyarlılığın da artış trendinde olduğunu, insanların artık susup örtbas etmek yerine takipçi olmayı seçtiğini sevinerek gözlüyorum. Şu ana kadar ulaşan mesaj ve tepkiler de zaten bunun göstergesi. Hiç üzülmeden, yılmadan, yıkılmadan devam edeceğiz, inadına yaşayacak ve inadına yaşatacağız! Bizlere bu yakışır. Kocaman sevgi ve selâmlarla...
Handan, çok üzücü bir olaylar silsilesi. Geçmiş olsun. Eziyetle hayvan pazarlamaya acil çözüm bulunması gerekiyor. Bu iş durdurulamayacağına göre standartları koyulmalı. Bu yolda uğraşan herkesin alnından öpüyorum.
Handan Hanimcigim,
Cok Cok Cok gecmis olsun. Diyecek söz bulamiyorum. Hayata bir tirmik daha attiniz! Mücadeleniz icin
cok cok cok tebrik ediyorum.
Utandim , gecen gün bize bagirip cagiran adama cevap veremedigim icin. Prof.Orhan Kural'in basina gelenleri hatirliyorsunuz degil mi?
O da sizin gibi yilmayan, yolundan sapmayan, kararli, cesur bir insan.
Bu tip zorbalar, gelismemis yaratiklar günden güne cogaliyorlar.
Offf! Of cekecegime, bir tirmikta ben atmaliyim. Kizimin yaninda, zorbalara cevap veremeyen anne olmak cok daha tehlikeli aslinda,
yumruk yemekten. Sizden cesaret aliyorum. Burnunuza fazla darbe almamaniz icimi rahatlatti.
Sevgiyle kucaklarim!
Deniz, Tekir ve Jale'den kucak dolusu sevgiler
Sevgili Handan,
Öncelikle geçmiş olsun.Mücadelende hiç yılmayıp bizlere de örnek oluyorsun, aklıma geliyordu pet shoplardan ne zaman bahsedecek diye, sonunda üzücü ve tehlikeli bir şekilde ortaya çıkan olayla gözlerim faltaşı gibi açıldı, yazılarını bir çırpıda okuyorum ve şu tacizcilerin durumu için de seni tebrik ediyorum.Yılmadın ve için rahat artık.Darısı diğer olayın başına , sonucunu en kısa zamanda okumak dileğiyle. Kötüler hak ettiklerini bulsun... Sevgilerimle.
Sevgili Oya, ''Aklın Yolu'', Aslı; inanın bana, cengâverlik edip nedensiz ortaya atlamak değildi niyetim. Herşey kendiliğinden oldu, bu noktaya geldi. Şimdi sakince düşünüp tarttığımda konuyu, diyorum ki ''böyle olması gerekiyormuş demek'', birilerinin bir yerden belki dayak yiyerek, belki hakarete uğrayarak, belki zarar görerek ama mutlaka bir yerden başlaması gerekiyormuş, susmaması, yaşadıklarını içine atıp üzerini hüzünle, kırgınlıkla örtmemesi, direnmesi... Buna naçizane bir simge olmuş olmak dahi beni rahatlatıyor şimdi, çözebilmek için düğüme dokunmaktan korkmamak gerekiyor, korktukça, sustukça o düğüm daha zorlu bir hal alıyor, hâttâ giderek boğazlara dolanıp sıkıyor, sıkıyor, soluk alamaz hale getiriyor bizi! Belki hakedilmiş ceza verilmeyecek gene, belki çok şey değişmeyecek ama ''hiçbirşey'' yapmamış, yapamamış olmaktan iyidir ne olursa olsun. Hepinizin varlığından ötürü Allah'a şükran borcum var ve ödemeye ömrüm kâfi gelmez. Teşekkür ederim sevgili dostlarım, sağolun...
Pes...Olacak iş değil. Tam Aziz Nesin'lik. Bir fotoğraf çek hayatın değişsin. Aslında burada bakmak ve görmek hikayesi önem kazanıyor. Düşünsenize bir, anılan dükkanın önünden kimbilir kaç yüzbinmilyon adam geçmiştir. Fakat insanlar ya fark etmemiştir, ya da farketmek istememiştir. Öyle ya da böyle, adama bakın bi de en ilginç olanı "hem suçlu hem de güçlü" olması. Olayın inanılması güç olması bir şeyi değiştirmiyor. Çünkü gerçek. Beni şaşırtan ise, adamın saldırganlığı. Halbuki belki de dese ki, buyrun hanımefendi nedir sorun ? siz de açıklasanız. Daha sonra da mühlet falan verseniz. Adam kim bilir belki afedersiniz kıçını düzeltir...
Boşverin...Siz perdeyi açmışsınız. İyi de yapmışsınız.
Şu anda Erzincan'da görev yapan çok yakın bir astsubay arkadaşım var. Her zaman derdi ki "abi önemli olan hayatta iz bırakabilmektir".
Siz de aynen öyle yapıyorsunuz Handan Hanım. Allah sizi korusun diyorum. İşte o kadar.
Selametle...:)
Sevgili Baver Bey; benim pet shop denetlemek ve koşullarını düzeltmesi için mühlet falan vermek ne haddime, o işle yükümlü veterinerler odası ve il tarım müdürlükleri var. Benim çekeceğim bir-iki kare fotoğrafla adamın dükkânının kapatılamayacağı da aşikâr, hâttâ ülkedeki genel yolsuzluk trendi düşünüldüğünde buna inanmak komik bile olabilir, o halde nedir sorun diyeceğiz, değil mi? İhtimâl hesapları yapalım; bu herif daha evvel de bir çok kez dükkânından müşteri kovmuş, soru soranları haşlamış, çevrede uyumsuz ve kaba bilinen biriymiş, ben de olaydan sonra gelen maillerden öğrendim bunu. Arkadaşın kafa biraz sakat olabilir, psikopati durumu yâhut paranoya da diyebiliriz. Fotoğraf makinesi görünce dellenmesi bu paranoyanın ya da kendine has bir alerjinin sonucu olabilemez mi?:) Memleketin genel halinden fazlaca etkilenmiş bir vatandaş olabileceğini de varsayabiliriz, düşüne düşüne tahtaları eksiltmiş, aradan giren soğuk hava anî şiddet patlamaları yaratmakta meselâ:) Irsî bir saldırganlığı olabilir, çocukken ormanda kaybolmuş ve bir dişi kurt tarafından bulunarak büyütülmüş olma olasılığı da var. Gerçi eminim kurtlar bile saldırırken daha etik ve hakça davranırlar hasımlarına ama? Madde bağımlılığı olabilir, sigarayı yeni bırakmış olabilir, diyete henüz başlamış olabilir, karısıyla kavga etmiş olabilir, abilir, ebilir, sonu gelmez ki bu ihtimâl hesaplarının. Ama bildiğim birşey varsa; sıradan bir akşamüstü o benim hayatımı nasıl değiştirmiş, beni hırpalamış, ezmeye çalışmışsa en az o kadar onun da hayatı değişecektir! En azından polis merkezine gitmek ve kendini müdafaa etmek zorundadır, yalan söylemek, ben öyle yapmadım demek, bahane bulmak zorundadır, rahatsız olacaktır kısacası, onun da rutini değişmiştir benimle birlikte. Hep derim ya ''şikayet etme, sen de tırmık at, izin kalsın'', benim yaptığım bu, gerisi hayata kalmış. Bu arada; ameliyat görüntülerim için baştan duyduğunuz saldırı endişesi az daha gerçekleşiyordu, ya buna ne demeli? :) Var sizde birşeyler vallahi, var. Sevgi ve teşekkürlerimle, hepimiz Allah'a emanet olalım, bazıları hariç:)
Yorum Gönder
<< Home