TIRMIK iZi
Pazartesi, Ağustos 06, 2007
El Especia/ Baharat...
Baharat mühimdir demiştim daha önce; bana göre yemeğin namusudur diye de eklemiştim. Baharat tek taraflı bir kavram değildir, damakta bıraktığı tat kadar bellekte bıraktığı koku izi, dokunulduğunda parmak uçlarında bıraktığı his ve rengi de anlam katar ona. Bu sebeple baharatın serüveni herhangi bir dükkâna girilip satın alınan birkaçyüz gramlık malzeme olmakla sınırlanamaz. Sadece damağınıza dokunan buruk ve akılda kalıcı lezzetle daraltamazsınız baharatın anlamını, kişisel tarihinizdeki kimi ''an''lara usulca taşır sizi, bulunduğunuz yer ve zamandan alıp hafızanızın derinliklerine uçurur. Bu nedenledir ki; ''alt tarafı baharat...'' deyip geçmek hem haksızlık, hem de hatırı sayılır bir hata olur...
''Hiçbir mutfak birden fazla kadını alacak kadar geniş değildir'' denmişse de; yemek pişirmenin kendine özel ritüeli o kadar paylaşılamayacak birşey değildir, daha doğrusu bu zamana, zemine ve mutfağı paylaşacağınız kişiye göre değişir. Kaldı ki; özel günlerde, ailenin bir araya toplanacağı sofraları kurmanın icabıdır aslında mutfağı paylaşmak. Asıl besteyi tamamlamak üzere eklenmesi gereken o gayet mühim notaya, yani ''bir tutam baharat''a gelene kadar konuşturulması gereken hayli kaabiliyet mevcuttur mutfakta. Ve asla unutulmaması gereken şey de şudur ki; bunu yalnızca kadınlar yapmaz, yemek kotarmanın o çok özel, bereketli zevki sadece kadınlara ait olamaz... Bu tarz bir ezberi bozabilecek nice misâl arasından ben ''Bir Tutam Baharat/Politiki Kouzina'' adlı güzel filmi seçtim sözgelimi, ''A Touch Of Spice'' da denebilir duruma göre, kullanılan dil hariç arada fazla fark bulunmaz...
Bu fotoğraftaki adamlardan biri size gayet aşinâ gelecektir ihtimâl; çalkantılı özel hayatı ile hiç te lüzumu olmadığı halde kendisinden devamlı haberdar edildiğimiz bir oyuncudur bu kişi, yani Tamer Karadağlı. Her ne kadar bu fotoğrafta üzerinde görmeye alıştığınız o mâlum ''taş fırın erkeği'' gömleği yok ise de tamamen çıplak sayılmaz, zira göğsünde mebzûl miktarda ağarmış kıl mevcuttur. Öteki adamla kıyasa kalktığınızda ''surat ifadesi ve kıl miktarı'' farkı ile, bir de kendisini evvelden tanıdığınız için açık ara önde görünebilir amma burada asıl üzerinde durulması icap eden kılsız-tüysüz görünen melankolik bakışlı diğer adamdır, bana göre öyledir tabii, ''size göre''sini bilemem. Bu adam Georges Correface'tir...
''Politiki Kouzina''da çocukluğundan beri yemek pişirmeye meraklı bir adam olan Fanis Lakovidis'i canlandırmaktadır. Yunan asıllı bir aktördür kendisi ama Paris'te doğmuştur, anadili hariç üç dili daha mükemmel konuşması ile bilinir. ''Multi cultural'' bir adam olarak tanımlanır sinema dünyasında, kariyeri gayet sağlamdır. Bu nedenle kendisine teklif edilen roller genellikle birbirine benzemeyen, uç kimliklerdir ve Correface bu farklı rolleri giyinmekte doğrusu hiç te zorlanmamıştır...
Şekilde görüldüğü gibi Küba'lı efsane Che Guevara'yı bile canlandırmışlığı vardır bizim adamın. Ernesto rolünün de üstesinden gelmiş, oyunculuk kariyerine bir başka başarıyı bu sayede eklemiştir. ''Bir Tutam Baharat''ta canlandırdığı karakter kırklı yaşlarında bir astrofizik profesörüdür aslında ama İstanbul'da, yani doğduğu şehirdeki hatıralar peşini hiç bırakmaz. Fanis doğuştan donanımlı bir yemek ustasıdır öte yandan, baharatlarla gezegenler arasındaki bağlantıyı ilk kez dedesi Vassilis Efendi'nin baharatçı dükkânında kurmayı öğrenmiştir ve artık baharatlarla ilişkisi tıpkı gezegenlerle olduğu gibi hiç bitmeyecek, kişisel hikâyesinin sona ereceği yere kadar sürecektir. İstanbul'da başlayan bu serüven Atina'da devam edecek, seyirciyi mutfaktan hiç çıkarmadan oradan oraya, insandan insana, duygudan duyguya başarıyla sürükleyecektir...
Benim gibi; ailesinin bir tarafından kaçınılmaz olarak ''suyun öte yanı''na bağlanmış olan şahıslar, hele ''kentlerin kraliçesi İstanbul'' ile aralarında uzatmalı bir aşk ta varsa bu filmi içlerini titreten bir sevgi ile izleyecek, beş ayrı başlıktan oluşan film bitip ekranda jenerik akmaya başladığında kendilerini tuhaf bir baharat kokusu ile çevrelenmiş hissederek oturdukları yerden kalkmak istemeyeceklerdir. Muhtemelen parmaklarını sık sık burunlarına götürüp koklayacak, hâttâ gecenin bir vakti mutfağa dalıp yemek yapmaya bile kalkacaklardır, buna şaşmamak gerekir. Bu filmde artık çoktan yıkılmış olan o anneanne evlerinin eski tip mutfaklarındaki bütün sesler, kokular ve lezzetler vardır sanki, bu adamın yüzünde de eskiye dair özlediğiniz herşeyin özetini bulursunuz adetâ, koşup boynuna sarılmak, omuzuna yaslanıp kokusunu içinize çekerek ağlamak isteği uyandıran acaip bir çekiciliktir bu, ifadesi müşküldür. Bu adam kapınızı ansızın çalıp yıllar sonra çıkagelsin, size sarılıp uzun süre öylece kalsın istersiniz, hâttâ bir süre ''olur a, belki de çalar'' umuduyla kapı ziline kulak kesilirsiniz...Bu filmi hâlâ izlemediyseniz bulup buluşturup izleyin, sonra mutfağınıza gidip baharat kavanozlarını yoklayın, tükenen ya da eksilen varsa hemen alıp yerine koyun. Ne yemeğiniz, ne de hikâyeniz yavan olmasın, eksik kalmasın, mutlaka tamamlamanın bir yolunu bulun derim. Ben baharatı her zaman önemserim, siz de sakın hafife almayın, sonra da oturup kapının çalmasını bekleyin. Olur da çalarsa, üstelik açtığınız kapının önünde Georges Correface duruyorsa hemen bana da haber verin :)



