TIRMIK iZi
Pazar, Haziran 15, 2008
El padre y el gato/ Baba ve kedi...
Aslında anlatacak çok şey birikti; lâkin lisan-ı müsait hususunda tereddütlerim var. Acaba hayattayken olduğu gibi sesli cümleler mi kurmalıyım, yoksa sadece düşünceleri okuyup olan-biteni anlar mı ölmüş babalar? Bilirim; hiç sevmezdi öyle özel günleri falan, aldırış etmezdi, hediye-mediye zaten istemezdi. Ona son aldığım ''Babalar Günü'' hediyesi pilli bir masaj yastığı idi, heyhat, onu da eskitmeye vakti kâfî gelmedi...
Tekâmülünün hangi kısmında olduğunu bilemiyorum şimdi, zira son onbeş senedir bana birşey söylemedi. Ancak o bana göre hep bu evlilik fotoğrafındaki kırık gülümsemeli güzel adamdır, hiç değişmedi. Aynadaki sûretimde, varlığımda, hücrelerimde yaşamaya devam ediyor kaldı ki; zannedildiği gibi ölmedi. Kırıla-döküle, bölüne-parçalana kırkdört yaşıma geldim, herşeye rağmen hâlâ babasını özleyen içimdeki o öksüz sanki hiç büyümedi... Beni ben yapan değerleri ve varlığımı armağan eden babama 2008 senesinin ''Babalar Günü''nden sonsuz saygı ve şükranla... Benimle beraber yaşayacaksın babacığım, daima...
Mesajı aldık, evet, artık Ankara'ya da yaz geldi:)




