JellyPages.com

Salı, Şubat 28, 2006

Mi padre/ Babam...


Bir yılda dört mevsim olduğunu öğrenmek istemedi
Akşamları önüne koysa da azalan günlerini
Bıkmadı hayatın memuru olarak yaşamaktan
Emekli oluncaya kadar ölümü geciktirdi.

Daha yaşayacaktı ünlemsiz yaşamını tanımasaydı
Ağzından kan boşanan bir çocuk düşmese kucağına...

Veysel ÇOLAK/ Ötesi Yar- ''Arşivlenen Bir Yaşantıdan''
(Ağustos 1985/ DİZE Yayınları)
''Sevgili Handan Demiralp'e; bir insan yüreğinin en duyarlı yanıyla/ 02.02.1994-Dünya'' diyerek imzalamış kitabını şair Veysel Çolak... Kitap basılalı 21 yıl, bana imzalanalı 12 yıl olmuş. Babamı uğurlayalı ise tam 13 yıl bugünün dünya tarihiyle...
Oysa ki; ben o olmadan yaşanamayacağını düşünürdüm hep çocukken. Çocuk aklım bir türlü kabûl edemezdi gün gelip ''baba''ların da ölebileceğini. Onlar hep kalır, ailelerini bir arada tutar, kötülüklerden korur, eve elinde fileyle gelir, mutfağa girip salata yapar, kırılıp bozulan ne varsa onarır, çocukları düşüp yaralanmasın diye bisikleti selesinden çaktırmadan kavrar, bazen kızar köpürür ama hep varolurlar sanırdım. Evli barklı, hâttâ hiç doğuramayacağı çocuğuna hamile, koca kadındım babam öldüğünde; ''kaybettik'' dediklerinde gene inanamadım, belki inanamadığımdandır uzun süre ağlayamadım. Ancak mezarlığa götürürlerken, evimizin önünde son kez durunca cenaze arabası; pencereden bakıp gördüğümde inandım babamın öldüğüne. İşte o zaman bir feryat koptu ciğerimden, arkadaşlarımın kollarına o zaman yığıldım...

Onu son görüşümde ben hastaydım, ateş içinde, yatakta. Gelip ateşli alnıma dokunmuş ve ''geçecek, önemli birşey değil'' demişti. Bütün mutsuzluklarıma iyi gelmişti bu sözü, o gittikten sonra da kendime hep tekrarladım. Bir daha görmedim ben babamı, bu yüzden hâlâ o son görüşümdeki haliyle alnıma dokunur ve ''geçecek, önemli birşey değil'' der. Ben hâlâ ona inanırım. Bana; içinde bulunduğum durum ne olursa olsun dimdik ayakta durmayı, yenilgiyi kabûl edip boyun eğmemeyi, Allah'tan başkasına yalvarmamayı, savaşmayı o öğretti. Ölümden kılpayı kurtulduğum zaman, hastaneye görmeye geldiğinde de aynı şeyi söylemişti, ''geçecek, önemli birşey değil, çek elini karnından, dik dur!'' Duruyorum babacığım, hâlâ dimdik ayakta duruyorum, herşeye ve herkese rağmen, tam istediğin gibi! 2006 senesi Şubat'ının bu son gününde, çalışma masamın üzerinde gördüm mevsimin ilk uğur böceğini, sana yorup dua ettim, parmağımı uzatıp şarkısını söyledim hem, öyle uçurdum henüz terlik-pabuçsuz minik uğur böceğini:) Ve ne diliyorum hep biliyor musun; beni de seni olduğu gibi apansız bir miokard enfarktüsün alıp götürmesini. Çünkü; ölümün de iyisi, hayırlısı vardır ve yaşadığımız bu ahir zamanda insanın evinde, bir Pazar kahvaltısı sırasında, ağzında lokması ile uçarcasına gitmesi değerli bir armağandır...

Daha konuşacak çok şeyimiz vardı, olmadı. Düşündüğümde ''belki böylesi daha iyi'' dediğim oluyor kendime. Babam dünyanın bu berbat haline tanık olmadı, terörü, doğal afetleri, kıyımları, katliamları, yeni türeyen hastalıkları, medeniyetler çatışmasını, insafsızlığın ve acımasızlığın bu boyutunu görmedi, yaşamak zorunda kalmadı. Benim babamın cep telefonu, laptopu, uydu anteni ve vatandaş kimlik numarası hiç olmadı. O kendi felsefesi içinde kendince yaşamış bir güzel adamdı, içine elma kabuğu kıydığı pipo tütünün hoş kokusu, akşamları yemekten sonra mutlaka içtiği orta şekerli kahvesi, mükemmel elyazısı ile hayata düştüğü notlar ve otoriter sesi hâlâ belleğimde. Son fotoğrafını da ben çekmiştim zaten, göğsünün üzerine boylu boyunca uzanmış bir kedi ile... Kendime aynada her baktığımda biraz daha özlüyorum onu ama biliyorum karşılaşacağız yeniden zamanın bir yerinde ve 13 yıl sonra tekrar diyorum ki: ''hasta la vista mi padre''... Posted by Picasa

10 yorum:

b a v e r dedi ki...

hüzün...

Handan Demiralp dedi ki...

Ki; hep var hayatın içinde...
Bir yanı sevinçse öte yanı hüzün, doğan herşeyin hızla yürüdüğü şey aslında ölüm. Teşekkür ile...

ipek [mail adresimden ulaşın] dedi ki...

Bugün,babamın şu ara sağlık sorunları yaşamasından dolayı herhalde yazını gözyaşları içinde okudum.Uzaktayız işte,öyle aklım onlarda ki bu gece.Rahmet ,nur içinde yatsın babacığın Handan'cıgım.

Jale dedi ki...

Sevgili Handan Hanim,
Gözümde yaslarla okudum.
Dediginiz gibi dogan hersey, ölüme kosuyor. Nur icinde yatsin babaniz. Sevgiyle kucaklariz.
Jale, Deniz ve Tekir

Ali CAN EKiZ dedi ki...

Belki sizin bu yazınızla bir tesadüf ama dün benimde babamın ölümünün 32.ci yılıydı..
28 Şubat 1974 yılında, amansız bir hastalığa yakalanıp aramızdan ayrıldı.O zaman 14 yaşındaydım..Orta okula gidiyordum..
Yokluğunu bir türlü kabullenmek istemiyorum. Dün ailemle birlikte köyümüzdeki mezarına gidip bildiğim kadarıyla dua ettim… Sizin satırlarınızı okuyuncada bir başka duygulandım..Aslında onlar hakkında yazılacak o kadar şey var ki……..Nur içinde yatsınlar..
Mustafa Ekiz

Handan Demiralp dedi ki...

Sevgili İpek, Jale, Deniz, Tekir, Mustafa Bey; sevgili dostlarım; hepinize teşekkür ediyorum öncelikle. Biliyorum ki; bu yazıyı okuyan herkesin enerjisi babama ulaştı, hiç tanımasalar bile. İpek'çiğim; Allah şifa versin, yardımcınız olsun, kuvvetli ol. Mustafa Bey; Allah gani gani rahmet eylesin, yattıkları yer nûr olsun dilerim. Hepimizin paylaşacağı akıbet bu, Rab'bim onun da hayırlısını, kolayını versin, ne diyeyim ki? Hepinize sevgimle...

ozum dedi ki...

vardı... bir daha asla olmayacak, anımsa... dese de auster belki bizim elimizdedir değil mi değiştirmek....
özüm ben hocam, akdemi istanbuldan öğrenciniz. çok özledim sizi...
sevgilerle...

ozum dedi ki...

vardı.. bir daha asla olmayacak, anımsa... demiş auster, ama değiştirmek elimizdedir, değil mi?

özüm ben hocam, akdemi istanbuldan öğrenciniz. özledim sizi çok...
sevgilerle...

ozum dedi ki...

vardı.. bir daha asla olmayacak, anımsa... demiş auster, ama değiştirmek elimizdedir, değil mi?

özüm ben hocam, akdemi istanbuldan öğrenciniz. özledim sizi çok...
sevgilerle...

Adsız dedi ki...

有什么 有什么网址 有什么新闻 有什么博客 有什么论文
有什么图片 有什么音乐 有什么搜商 有什么帖客 天气预报