JellyPages.com

Pazar, Eylül 29, 2013

Consecuencia/ Sonuç...

Ve nihayet; on gündür burnumun üzerinde taşıdığım alçıdan kurtuldum. Bugün sabah, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı'nda değerli doktorlarım Doç.Dr.Sn. İsmet Aslan ve Doç.Dr.Sn.Yahya Güldiken ile görüştük. Sn.Aslan alçıyı çıkarırken Sn.Güldiken de yanımızda bulundu. Her iki doktorum da neticeyi başarılı buldular. Henüz oldukça şiş olan burun dokularının toparlanabilmesi için yumuşak bandaj uygulandı, haftaya Salı o da çıkarılacak ve bu işi hayırlısıyla tamamlamış olacağız inşallah...
Berbat durumda gördüğünüz yüzüm giderek normale dönüyor, moraran kısımlarda hafif bir sarılık göze çarpmakta, göz içinde biriken kan da hızla dağılıyor. Antibiyotik uygulaması tamamlandı, ağrı kesici ve antihistaminik almaya devam edeceğim, bir de burun içindeki dikiş gerginliği ve kurumaları engellemek için sprey kullanılıyor, o kadar. Koku alma duyusunda epeyce gelişme var, nefeste de öyle ama henüz erken, her geçen gün daha iyi olacak, zaten burnun tam olarak toparlanıp şekil alması bir yıla dağılacak uzun bir süreç. Nefes işi düzelsin de, şekil o kadar mühim değil artık...


Hastane çıkışında bu güzel hanımla karşılaşıp selâmlaştık:) Biraz çekingen davrandı ama olsun, gene de fotoğrafını çekebildim işte. Bahçede epey kedi olduğunu gördüm bu arada, herhalde yiyecek bulduklarından oradaydılar. Daha sonra; Girit'li büyük teyzelerden İsmet Teyze'mize giderken Fındıkzade tarafında da bir populasyon gördüm, kaşarlı sandviçimden parçaları paylaştılar. Şu sıralar kedi ahalisi çoğalma ve nesillerini devam ettirme derdinde, malûm:) Dişiler kovalanmaktan yorgun ve ihtimâl çoğu gebe, erkekler de hemcinsleri ile kavga dövüş etmekten hırpalanmış vaziyette, suratları Çarşamba pazarı gibi! Özellikle bu dönemde kedileri sevmeyen kişilerin şikayetleri çoğalır; erkek kediler dişi peşinde koşarken hem tuhaf bir nida ile bağırır, hem de üreme dönemine özel, ağır kokulu bir sıvı püskürterek kendi bölgelerini işaretler. Bu sıvı idrar değildir, özel bir bileşimi vardır ve kötü kokar biraz. Ama bu kedi türünün varoluşundan bu yana böyledir, yaradılış özellikleri bunu gerektirir. Kasten yapılmış bir hareketmiş gibi algılayan bazı insanlar bundan fazlaca yakınır, özellikle geceleri artan bağırış çağırıştan da ziyadesi ile rahatsız olurlar. Ne ki; çaresi yoktur, böyle gelmiştir, böyle de gidecektir. Bu kuralları koyan kedilerin kendileri değil, yaradılış sistemidir, zannederim bir türlü anlaşılamayan da budur!...


Sevgili İsmet Teyze'mizin biz kendimizi bildik bileli oturmakta olduğu Fındıkzade'deki ''Şirin Apartmanı'' İstanbul'un çok katlı olmayan, klasik apartmanlarından biridir. Girişinde her iki duvarda da zamanında kimbilir kimin yapmış olduğu yağlıboya duvar resimleri vardır ve bu naif manzara resimlerini her zaman çok sevmişimdir:) Zemin şimdikiler gibi seramik ya da fayans değil, eski tip desenli taş zemindir. Ahşap trabzanlı merdivenlerden çıkarken burnunuza mis gibi arap sabunu kokusu gelir. Teyzenin söylediğine göre; zaten fazla kişinin ikamet etmediği bu eski apartmanın kapıcısı her gün arap sabunu ile silermiş merdivenleri, ne güzel...
Kısacık bir kahve sohbeti yaptık bu hoş Girit'li hanımla, İstanbul'un eski günlerini anlattı gene. Elceğizi ile yaptığı börekleri oturup yiyecek zamanım olmadığı için küçük bir paket yapıp yanıma kattı, hayatı boyunca hep pişirdi, kotardı, yedirdi sağolsun. Bir başına yaşadığı küçücük evi her zamanki gibi tertemiz, eski ama güzel eşyalarla döşeli salonu derli toplu, perdeleri sakız gibiydi:) Pantalonunu da giyer, saçını da boyar, namazını, ibadetini de yapar İsmet Teyze'miz, hâlâ hoş bir hanımdır, kendini salmamış, zamana teslim olmamıştır romatizmalarına rağmen. Kala kala dört kızkardeş kaldılar zaten; Vasfiye Teyze en evvel gitti, anneannem daha sonra, en son da Rıdvan Dayı. Allah gidenlere rahmet, kalanlara afiyet bağışlasın, ne denir başka?...


İstanbul kış güneşi altında bir Cuma öğle sonrası yaşarken; ben de erken başlatıp biraz da yorulduğum bu günden bir ikindi uykusu ödünç alayım diyorum. Ne de olsa halen ameliyatlı ve on gün de raporluyum. Herşey hızla değişir ve devinirken; zamanı iyileşmek adına lehime kullanmam gerek, bunu yapmak için de dinlenmeye zaman ayırmalıyım. Herkese gönlünce hafta sonları, güneşiniz her zaman içinizde, sağlığınız yanıbaşınızda olsun...

2 yorum:

aklin yolu dedi ki...

Handan Hanim,
Tekrar gecmis olsun. Ne güzel, hizla iyilesiyorsunuz.
Dün aksam kizimla, cevredeki kediciklere kuru mama dagitarak
dolasiyorduk. Uzaktan bakinca ya da konusmadan evvel gayet 'havali' görünen bir adam, yanimiza gelip
bizi bir güzel azarladi. Pek bir sey söyleyemedim. Havanin kararmis olmasi da galiba beni biraz korkuttu. Daha önce de defalarca, kedi mamlarindan igrendigini söyleyen insanlara rastladim. Hic anlayamiyorum. Yani, hayvan sevmezlikleri bir yana, kuru mamalar, acik havada asla kokmuyor, etrafa bulasmiyor; zaten kedicikler hemen yiyip bitiriyorlar. Bu ne sevgisizlik, bu ne düsmanlik, hic anlayamiyorum. Neyse biz yolumuza devam ediyoruz, ama kücük kizim icin ne aci bir insan tanima münasebeti bu degil mi?
Umarim basinizi agritmamisimdir.
Deniz ve Tekir'in de selamlari var:-)
Sevgiler
Okuyucularinizdan Jale

Handan Demiralp dedi ki...

Jale Hanımcığım; ben bu konudaki mücadelemi artık karşılıklı olmasını beklediğim saygı ve hoşgörü çerçevesinden çıkararak direkt edepsizliğe dökmüş durumdayım! Bundan da hiç utanmıyorum, inanın bana. Utanması gereken tarafın ben olmadığımdan çok eminim çünkü. Karşı tarafı bastıracak tavır aldığınızda siniyor ya da en fazla küfür ederek tarzlarını ortaya koyuyor bu gibiler! Aldırmayın; ufaklık hiç aldırmasın zaten. ''İyi insan'' olmakla ''insan'' olmak arasında herkesin göremediği çok ince bir nüans vardır, bunu herşeyi yoktan vareden yüce kimlik gördüğü müddetçe bu ''insan sûretindeki zavallı yaratıklar'' sadece ''insan'' olarak nitelenmeye mahkûm kalacaktır! Bizlere sadece ''insan'' olmak kâfi gelmez, yola inanç ve inatla devam. Kuru mamadan iğrenenler tuvalette kendi çıkardıklarına baksınlar evvelâ ve o pisliğin nereye gittiğini düşünsünler bir zahmet! Sizleri seviyor ve kucaklıyorum, dünyaya sizler lâzımsınız, ötesi boş ağırlık, safra!...