JellyPages.com

Cumartesi, Eylül 28, 2013

Una relato chiquito/ Küçücük bir hikâye...



''Gözütoprağayanbakar Amca ve Ben''
Yıllar evvel; ben İstanbul'un dik yokuşlu Fulya'sında otururken bir kış ikindisiydi. Hava soğuk, yağmur çiseliyor sinsi sinsi. Avrupa Hastanesi'nin o taraflarda bir cami vardı, o zamanlar inşaatı henüz tamamlanmamış ama ibadete açık. Cemaatin namazdan çıkma vakti, oradan geçiyorum. Camiiden kafasında tığ işi, beyaz takkesiyle çıkmakta olan yaşlı bir adam kapının kenarında kıvrılıp yatmış, sıska, ıslak sokak köpeğine okkalı bir tekme geçirdi, zavallı hayvan böğrüne inen tekmenin can acısıyla gıygıylayarak, kuyruğu bacaklarının arasına sıkışmış vaziyette kaçtı! İçimi dolduran ve hâttâ taşmış olan ''bu ne perhiz, bu ne lâhana o'graten'' duygusu ile yaşlı adama yaklaşıp dedim ki: ''ne yaptı şimdi size orada kıvrılıp yatan o köpek, ne zararı dokundu da tekme attınız ona, havladı mı, ısırdı mı, paçanıza mı işedi, ne yaptı ha?...'' Başındaki tığ işi, zarif beyaz takkesiyle bana dik dik bakmakta olan Gözütoprağayanbakar Amca gayet Türk'çe bir yanıt verdi beni hiç şaşırtmaksızın: ''sana ne, sen itin-köpeğin avukatı mısın?!!!''...
Beynim derhal çoktan seçmeli yanıt şıklarını serdi önüme, numara sırasına göre dizdi:
1-) Hayır, hukuk sistemi içinde henüz beni bir köpeğin vekili kılabilecek herhangi bir madde bulunmuyor sayın Gözütoprağayanbakar Amca, ancak az önce içeride huzurunda eğilip kalktığınız ve dahi alnınızı yere koyduğunuz kudret var ya, işte O mahşer günü olarak nitelediğimiz cümbüşlü günde gayet gacırt bir biçimde yapacak o avukatlığı ve eminim siz bundan hiç de memnun olmayacaksınız!...
2-) Evet, ben itin-köpeğin avukatıyım. Peki ya siz; ''şeytanın avukatı'' mısınız? Al Pacino abimizle herhangi bir kan bağınız mı var? Yoksa bu acaip hikâye içinde Keanu Reeves mi takılmaktasınız? Sizi gidi siziiii, demek sonunda camii içlerine kadar sızmayı başardınız:)
3-) Pek sayın Gözütoprağayanbakar Amca'cığım; siz bu yaşınıza kadar kutsal kitabınızı Tom Miks, Teksas tadında mı okumuş bulunmaktasınız? Yoksa hiç okumamış mı bulunmaktasınız? Günde beş vakit tekrarladığınız kutsal kelâmların ne anlama geldiğini acep hiç merak etmediniz mi? Öylesine ezber edip, hababam okudunuz mu yani? Yemek tarifi ya da kocakarı ilacı reçetesi muamelesi mi yapmıştınız bugüne kadar siz o kelâmlara? Hayır, öyle ise niçin ''Allah'ın evi''ni kendi günlük sporunuza alet etmektesiniz ki, bırakın da gerçekten ibadet edecek olanlar faydalansın bu camiiden, değil mi ya? Cık, cık, cık...
4-) Hadi gelin küçük bir rol değişimi yapalım sizinle pek sayın Gözütoprağayanbakar Amca, ben camiiden çıkan, az önce içeride yaratıcısına hûşû içinde ibadet etmiş siz olayım, siz de benim az önce içeride önünde eğilerek ibadet edip kendisine bağlılığımı bir kez daha belirtmiş olduğum kudret tarafından yaratılmış (sizin deyişinizle) it-köpek olun. Şimdi kıvrılın bakiim şuraya, kıvrılıp yatın, birazdan böğrünüze sıkı bir tekme geçiricem, kusura bakmayın, sizinki kadar olmasa da iyi acıtır adamın canını, ama sakın gıkınız çıkmasın, tamam mı? Şurda ufak bir oyun oynuyoruz alt tarafı, altınız buz gibi beton, üstünüz yağmurlu gök iken gene de gelip kıvrıldığınız şu mübarek kapı önünden ansızın böğrünüze inen bir tekmeyle kovacağım sizi, var mısınız?... Evet, makyajınız, ezberiniz tamam di mi, o halde başlayalım, sahne bir, ekşın, motor!
5-) Sayın Gözütoprağayanbakar Amca, elbette ki ben itin-köpeğin avukatı falan değilim, ancak siz galiba kendiniz dışında bütün varlıkları sizi yaratandan başka bir gücün yumurtadan çıkarmış olduğuna inanan meczûpların avukatısınız! Ne yani; siz Allah'ın kıymetli, yüce eşref-i mahlûkusunuz da, sizin dışınızdakiler başka tanrının çocukları mı? Tüh, yazık, bir yanlışlık olmuş olmalı, siz yanlış yerde, yanlış yaratıcıya ibadet etmişsiniz, hemen düzeltin hatanızı bana kalırsa, kendi inancınıza göre bir yer bulup orada ibadet edin, camiileri de gerçek inananlara bırakın lûtfen!...
6-) Takkeniz ne güzelmiş, kim ördü? Üzerinde tığ işiyle yapılmış kuş, çiçek motifleri var, yoksa siz kuşu-çiçeği sever ama ite-köpeğe tekme geçirir bir Gözütoprağayanbakar Amca tipi misiniz? Öyleyse; müsaade eder misiniz şuracığa oturup sizin için biraz gözyaşı harcayayım?
Sakın zahmet edip mendil falan uzatmayın bana, ben kendi mendilime ağlarım...
Belki bu alemde değil ama öte tarafta işinize yarar benim gözyaşlarım, hani şefaât etmek denen birşey var ya? Ne, onu da mı bilmiyorsunuz? İyi de, ne zaman öğrenmeyi düşünüyorsunuz bunları pek sayın Gözütoprağayanbakar Amca'cığım, sizi bağlayan yegâne hak insan hakkı mıdır? Gözünüzün halihazırda yan bakmakta olduğu toprak üzerinize kürekler marifetiyle atıldığında biraz geç olmuş olmayacak mı? Ya az önce tekmeyle giriştiğiniz aç, sıska sokak köpeği gibi bir köpek gelip sizin toprağınızın üzerine kıvrılıp yatarsa, kefeni yırtıp, tahtaları aralayıp topraktan nasıl çıkaracaksanız pek sayın tekmenizi, zor olmayacak mı sizin için? Şimdiden çalışın bence, egzersiz yapın, böyle hoş bir şaka yapması işten bile değil yüce yaratıcının size ve sizin gibilere. Hikmetinden sual edecek değilsiniz ya?...
7-) Höööösssttt, doğru konuş ulan Gözütoprağayanbakar Amca, sen takkenden, sakalından, yaşından başından utanmıyorsan benim utanacak neyim olabilir ki? Gökte, yerde, toprağın altında ve üstünde, ummanların içinde ne varsa hepsini yaratmış olan yüce kudretin gücü adına, Allah Allah Allah Allah, savulun lan!...
Demedim, hiçbirini demedim... Çünkü ben yaşlıya hürmet etmeyi çok küçükken çocuklarına öğretmiş bir ailenin evladıydım, o aile beni inançlarım konusunda da hiç zorlamamış, sadece göstermiş, anlatmış ve öğretmişti. Kolay kolay önüme eğmediğim başımı orada öne eğdim ve yalnızca ''utanıyorum'' kelimesi çıktı ağzımdan, sonra başımı kaldırıp ekledim: ''sakın kendim için utandığımı sanıp sevinmeyin, sizler adına utanıyorum! Kandırdığınızı zannettiğiniz kudret sizi hesaba çekerken bizzat sizin yapacağınız gibi yani!...'' Arkamı dönüp yürüdüm, bol tükürüklü bir ''fesuphanallah'' duydum yağmura karışmakta olan, ne ki önemsizdi, mânasını bilmeyen birinin ağzından bu kelâm çıkmış olsa ne olur, olmasa ne? ''Kal ehli değil, hâl ehli olanların cümlesine selâm olsun...'' Posted by Picasa

1 yorum:

b a v e r dedi ki...

Cehalet başlı başına üzücü bir şey. Bu cehelati bir katastrofa dönüştüren ise, "din" gibi, kutsal değerleri bünyesinde barındıran bir inanç sistemine eşlik ediyor olması. Sevgili Handan Hanım, köpeğe saldıran, sırf tekme atma arzusunu gidermek isteyen birisini hikayesi olsaydı belki bu kadar etkili olmazdı. Ya da sadece dinsiz olduğunu söyleyen birisinin yediği nane olarak görseydik yine o kadar koymayacaktı. Ancak cehalet teziyle, din antitezi iğrenç bir sentez oluşturuyor bu kesin...Keşke hiç yaşamasaydınız. Yazıklar olsun dini değerleri, cehaletlerine alet edenlere.
Selametle...