JellyPages.com

Cumartesi, Eylül 28, 2013

Salir afuera/ Dışarı çıkmak...


Evet; bugün dışarı çıktım artık. Sevgili gecea'nın önerisiydi, ''IKEA'ya gidip dolaşalım, geçen gittiğimizde fazla zamanımız yoktu, zaman kaygısı olmadan rahat rahat bakınalım bakalım yeni katalogda ne var, ne yok'' deyince ''tamam'' dedim, ''gidelim''... Gecea, F.D. ve Meltem benden önce gitmişler, orada buluştuk. En fazla ilgimizi çeken bölümler bize göre oldukça dar olan 55- 40 metrekare gibi alanların rahatlıkla yaşanabilecek evler olarak tasarlandığı ''minimal yaşama önerileri'' idi, IKEA durumu daha da abartıp bu sezonda 22 metrekarelik bir alan üzerinde çalışmış. Yatak odası, mutfağı, banyosu, tuvaleti, oturma birimi, yemek bölümü olan, kısaca hiçbirşeyi eksik olmayan bu ufak evler gerçekten ilginç. Düşünüp taşındık biz sığışıp yaşayabilir miyiz acaba böyle bir alanda diye, halihazırdaki eşya kalabalığı ile elbette mümkün değil bu. Böyle bir yaşama biçimine geçmek için herşeyi sıfırlayıp yeniden başlamak gerek, ıvır-zıvıra, hantallığa, kalabalığa yer yok çünkü. CD'lerimiz, filmlerimiz, kitaplar, dergiler, dosyalar, biblolar, lâmbalar, mutfaktaki bin türlü ayrıntı, tas tabak tencere, dolaplar dolusu yorgan, havlu, çarşaf vs., gardropları Merakeş Pazarı'na çeviren kılık-kıyafet, ayakkabı, bavul, çanta derken biz hayatta giremeyiz bu tarz bir evin kapısından! Neredeyse tamamını ihtiyacı olan birilerine vererek çok az eşya ile yetinmeyi öğrenmek gerek. Aslında doğru ve pratik olan da bu, hayatımızı zorlaştırıyor sırf hoşumuza gittiği ya da çok lüzûmlu olduğunu düşünerek aldığımız ama bir-iki kullandıktan sonra dolaplara tıktığımız bütün bu eşya, ayrıntıyla boğuyoruz yaşadığımız mekânları. Bu evlerde öyle görkemli ahşap gümüşlükler, büfeler, geniş koltuk takımları, uzun masalar, koca sandalyeler, yayla gibi yataklar falan yok tabii. Kadife perdeler, ayrı kumaştan güneşlikler, dantelli yatak örtüleri, püsküllü kırlentler, sehpa örtüleri vb. dıngırtılardan da eser yok:) Mercimek kadar banyolara hem duş, hem tuvalet, hem de banyo dolabı sığdırılmış durumda, mutfaklar hakezâ... 150-200 metrekarelik evlere yayılıp yayılıp gene de sığamayan bizim milletimize göre değil bu yaşama alanları anlayacağınız. İsveç'li tasarımcıların ufalta ufalta 22 metrekareye indirdiği evleri şaşkınlıkla dolaşan ''altın günü şişmanı'' hanımlarımız tabii ki akıl erdiremeyerek çıkıyorlardı kapıdan, ''aaa, bu kadarı da olmaz ki ama şekerim, cık cık cık'' diyerek:)



Yeni yıl için mumlar, süsler-püsler vardı bolca, aydınlatma ürünleri hoştu, sonra mutfak gereçleri tabii. Ama biz sevgili gecea ile gene en çok ''çocuk'' bölümünde oyalandık sanırım, oyuncaklar, oyuncak saklama sepetleri, çocuk mobilyaları çok eğlenceliydi. Bir çift bambu perde aldım yemek odası için, açık yeşil renkli ve ferah karpuz kokulu bardak mumlardan bir bana, bir gecea'ya, yazı özledikçe yakıp koklamak iyi gelir diye. Geniş halılar biz ''kedili hayat''çılar için uygun seçenek değil, iki küçük el dokuma kilim, gene yeşil tabii:)

Mutfak için bir ''poşet saklama'' zımbırtısı, delikli, çekip almak kolay olsun diye. Bir plastik sulama kabı, uzun gagalı, açık yeşil. Bir adet askılı saksıda ''rhipsalis cassuta'', sarkan, saçaklı, hoş bir bitki... Üzerine renkli kelebekler dikilmiş tül perdelerle yeşil renkte sinekler nakışlanmış ham keten rengi kumaş perdeler hoştu tabii ama bize göre değil, tırmalanıp parçalanamayacak şeyler gerekli bizim evlere. Fazlası www.IKEA.com.tr de, tasarım ev ürünlerinden hoşlananlar için, gördüğüm kadarı ile meraklısı da çok, epey kalabalıktı. Herşey iyi hoş ta, müşteriye yardımcı olmak üzere ortalıkta dolaşan reyon görevlilerinden başlayarak kasa görevlilerine (aslında özellikle onlara sanırım) kadar çalışanlarını tekrar gözden geçirmesi gerek bence IKEA'nın, eskilerin ''sür'at-i intikal'' dedikleri çabuk kavrama olgusu neredeyse tamamında eksik! Anlatıyorsunuz anlatıyorsunuz, öyle boş boş bakıyorlar yüzünüze, hesaplama hataları, promosyonlu fiyatlar konusunda bilgisizlikleri (biz uyarmak zorunda kaldık bu çiçek promosyonlu fiyattan satılıyor diye) ve daha bir sürü detay var IKEA'yı ''bir daha gitmeyi pek te istemeyeceğiniz bir yer'' yapmaya aday! Satılan malzemeleri ne kadar beğenirseniz beğenin, iş çalışanlarda düğümleniyor ve kesinlikle yeterli değiller. Ayrıca; belki ufak bir ayrıntı ama aradığım bir ürünü sorduğumda düşünüp işin içinden çıkamayan bir reyon sorumlusu hanım kız fena halde ter kokmaktaydı:( Yorucu ve zor bir iş olmasını anlayabilirim ama bu açıklayıcı olmaz böyle bir mağaza sözkonusu olduğunda, dikkat etmek gerek ayrıntılara. Nasıl ki IKEA tasarımcıları ayrıntıdan yola çıkarak bütüne varmakta, değil mi ama?...

4 yorum:

ipek [mail adresimden ulaşın] dedi ki...

Handan iyi olduğuna sevindim.Ve İkea 'da uzun süredir gitmiyoruz.En son gittiğimizde gereksiz bir alışveriş yapmıştık.Benim en çok beğendiğim kısmı 35 metrekarelik ev düzenlemesiydi.Dediğin gibi biz evlendiğimizde,minicik bir studyo dairede mutlu mesut yaşarken,şimdi dublex daireye sığmaz haldeyiz.Nedir bu?At herşeyi ev rahatlasın diye düşünüyorum.Ama ben atmaya kalsam ,eşim hepsini geri topluyor ,hiç bitmiyor evdeki bu çekişmemiz.Can Yücel'in bir şiiri bugün ,başka şeyler karıştırırken elime geçti.Çok örtüşüyor düşüncelerimle .Şiirinde,
"Bağlanmayacaksın bir şeye ,öyle körü körüne ;o olmazsa yaşayamam demiyeceksin.Demeyeceksin işte ,yaşarsın çünkü.Çok eşyan olmayacak mesela evinde,paldır küldür yürüyebileceksin "diyor.
O az eşyalı ,minik stüdyo dairemizi özlüyorum açıkçası.

Handan Demiralp dedi ki...

İpek'çiğim; bizler ''Akdeniz'' insanlarıyız diye düşünüyorum, ayrıntılarla mutlu olan, ufak-tefeğe ve bunlarda biriken anılara düşkün, biriktirmeyi, çoğaltmayı seven... Soğuk Baltık ülkelerinin yaşama alışkanlıkları pek bize göre olmasa gerek. Sözgelimi Japonlar, ''minimalist dekorasyon'' anlayışları görünüşte hoş, son derece az eşya, birden fazla amaçla kullanılan, basit ve gerektiği için varolan şeyler ama bilmem bizi mutlu eder miydi? Her taşınmamda hafiflemeyi, azalmayı düşünürüm ama yapamam. Veririm, veririm, sonra gider gene benzerlerini alır gelirim! E ne anladık bu işten? Mumlarım, biblolarım, lâmbalarım, resimlerim, oradan-buradan toplanmış ıvır-zıvırlarım olmadan ben ne kadar ben olurum diye düşünüp elde bez, toz almaya devam ediyorum anlayacağın:) Yannis Ritsos ''alışkanlıklar da değişir'' demiş şiirinde ama bizlerinki pek değişecek gibi değil galiba, en iyisi nasıl mutluysak öyle yaşamak. Sevgimle...

Oya Kayacan dedi ki...

Böyle uzun uzun gezmeler falan, geçmiş olsun efendiiim. Umduğumdan da çabuk hallettin bel müsibetini...
Anılarımdan geçemem çocuklar. Anneanne çeyizinden gelen oymalı varaklı aynam nereye gidecekmiş? Ya beş ayaklı masam torna bacak, tekerlek ayak; sadece üç tekerlek ayak sandalyesi ile, nereye?

Handan Demiralp dedi ki...

Kalsın Oya'cığım, bize ve geçmişimize ait, yaşanmışlarla eskimiş, eprimiş ama gene de güzel olan ne varsa kalsın bizimle... Cam-krom-plastik-sunî deri dörtleminde ne kadar konfor olursa olsun yüzü soğuk işte, çizik, cilâsı dökülmüş ama ''yaşamış ve yaşamakta olan'' eşyanın o hüzünlü sıcaklığı yeter bize, anıları kim önceden tasarlayabilir ki ezcümle...